Bizim sahillerimizde 70’li- 80’li yıllarda balıkçı teknelerini seyrek aralıklarla görürdük. Denizde bir balıkçı kayığı gördüğümüzde de bahçelerde ne varsa toplayıp, (pırasa, soğan, marul, domates, biber…)yüzdürürdük sahildeki sandallardan birini, asıl küreklere doğruca balıkçı kayığına…
Balıkçı kayıkları sahile yakın avlanmazlar, geçişlerinde de oldukça açık seyrederlerdi. Güzel olan dikine kendilerine doğru gelen kayığı gördüklerinde, kürek kayığı da olsa beklerler hatta biraz da kayığa doğru gelerek yardım ederlerdi.
70’li yılların ikinci yarısıydı sanırım, yine böyle bir olay yaşamıştım. Benden yaşça çok büyük olan halamın oğluyla çok da hantal dört, dört buçuk metrelik bir kürek kayığı ile çıkmıştık denize. Yanımızda birisi daha vardı ama anımsayamıyorum kim olduğunu.İki çift kürek asıla asıla gittik balıkçı kayığına. Onlar bizi gelirken gördüklerinde beklediler zaten. Kayığın bordasına yaklaştık. Bizim sandalımız balıkçı kayığının yanında küçük kaldı tabi. Selamlaşmadan sonra getirdiklerimizi uzattık, onlar da aldı. Selamlaşmanın dışında konuşma bile yok. Yukarıdan birisi bize eliyle işaret etti, sandalın ortasından çekilin diye. Bizde kıçüstüne ve başüstüne çekildik. Ben tahmin edemedim ne olacağını ama halamın oğlu Mehmet biliyor gibiydi. Balıkçı kayığından bizim sandala bir balık boşalttılar az daha batıyorduk.
O bizim getirdiğimiz sebzelerin karşılığında yüz elli kilodan fazla mezgit bıraktılar bizim kayığa. Mezgitler pabuç gibiydi! Birçoğu yarım kilonun üzerindeydi.
Bir saatte gittiğimiz mesafeyi iki saati aşkın zamanda geri geldik. Sahilde sandalı karaya çekmemiz gerekiyordu ama biz bu durumda sandalımızı karaya çekemezdik. Köylüler bizim geldiğimizi ve sandalın yükünü uzaktan evlerinden fark ettikleri için yardıma geldiler. Sandalı karaya çektik ve yardım edenlerin hepsine balık verdik. Geriye kalanını da Kumluca köyü merkezine (O zamanlar daha çok Mağaza olarak bilinirdi) götürüp uzak köylere giden köylülere sattık.
O tarihlerden anımız çok ama bu kadar bol olan balık artık yok. Büyük boy mezgit balığı bulmak nerdeyse imkânsız. Şansımız varsa sezonunda palamut oluyor onu yiyoruz. Yine bir sezon başlangıcı, umarım bol balık olur.
Yeni sezonda balık olacağını umarak size birçokpalamut tarifinden birini vermek istiyorum.
FIRINDA PALAMUT
Malzemeler:
- 2 orta boy palamut
- Zeytin yağı
- 8-10 diş sarımsak
- 5 adet Yeşil biber
- 3 adet Kapya biber
- 2 adet acı biber
- 4-5 adet domates
- 1adet küçük kabak
- 1adet orta patlıcan
- 6-8 arpacık soğan
- 1 tutam maydanoz
- Yeteri kadar tuz
Hazırlanışı:
Önce tepsi güzel yağlanır. Domateslerden ikisi bir santim kalınlığında dairesel kesilerek tepsiye serilir. Palamutlar ayıklanıp temizlenir ve fileto kesilerek tuzlanır. Zeytin yağı ile yağlanarak fırın tepsisine domateslerin üstüne dizilir. Kabak ve patlıcanlar isteğe göre kesilir ve onlar da domateslerin üstüne konulur. Kapya, yeşil ve acı biberler tohumlarından ayıklanıp temizlenerek büyük parçalar halinde istenilen şekilde kesilir. Doğranan biberler, soyulan arpacık soğanlar ve sarımsaklar tepsinin her yerine eşit dağılacak şekilde konulur. Tuz ekilir ve üzerine yağ gezdirilir. Tepsinin üzeri yağlı kağıt veya alüminyum folyo ile kapatılır.
180 derecede ısıtılmış fırında 30dakika kadar pişirildikten sonra üzerindeki yağlı kağıt alınarak 10 dakika kadar daha pişirilir. Balık pişme dereceği kişilere göre farklı tercih edildiği için pişirme süreleri gözlemleyerek de belirlenebilir. Pişme sırasında yemek sulanacaktır. Panik yok, müthiş aramalı bir su oluşacaktır. Sıcak servis yapılır. Afiyet olsun.
Recai YILMAZ