Pazartesi, 20 Ekim 2014

MUSTAFA AFACAN

Sessiz bir kış masalı

Geç kalınmış bir kış masalı denebilirdi oysa ki. Kışın kendini tüketip de başka enlemlere göçtüğü bir mevsim de kışın sessizliğinden çok baharın coşkusu duyulur olur öyle değil mi?
Belki mevsimsel, belki değil ama bir gerçek bu sezon da kış bizden uzakta yaşandı. O nedenle kışın beyazına karışan çocuk sesleri, kışın esaretine düşen çaresizlik bakışlarının yankıları düşmedi kulağımıza. Kış, bizden uzakta kendi uzaklığınca sessiz sedasız yüce dağ başlarına, durgun su yataklarına kondu geçti sadece.
Ama kendi sessizliği içinde, örtüsünü serdiği yerlerde rüzgârlar sert uğultularla geceleri geçiştirirken, tek tük bacaların tüttüğü köylerdeki ıssız evlerde yanan soba çıtırtısının sesine de yol verdi. O soba başlarında baharı beklerken mutlak gurbetlik de çeken Ahmet Amcaların, Elif Ninelerin dalgın bakışlarına da geçit verdi.
***
Uzaktı oysa ki kış bizden; ne çocukluğumuza düştü anı olarak, ne de çocuklarımızın neşesine. “Eskidendi o kışlar” diye başlayıp metre metre hikâyeler anlattığımız soba başlarındaki kestane kokulu akşamlar bile uzaktı. Kızağımızın altına çelik çaktırıp, şaklardan atlarken civekler çıksın diye uğraştığımız yokuş başlarına da uzaktı bu kış. Ya da naylon poşetlerle kaymaktan dolayı ıslanmış pantolonların ağından dolayı annelerden; buz pistinde yarışan sporcular gibi ayakta kaymaktan dolayı tabanları yenmiş ayakkabılarımızdan dolayı da babalardan yediğimiz azarlardan da uzaktı.
Kış uzaktı bu yıl… Belki mevsimsel belki küresel…
Kentlerimizin sakinliği de uzaktı bu yıl… Belki gelişmekten belki mekanikleşmekten…
Çocukluğumuz da uzaktı… Belki büyümekten, belki onu öldürmüş olmaktan…
***
Sessiz kış uzaklarda yine kendine dair ve doğadan insana ulaşan sesler de taşımıyor değildi.
Hani karı çekilmiş bir tarla kenarında dinlenen ya da bir alçak bir ağaç üstünde o günkü avına kenetlenmiş bir şahinin sesini taşıyordu mesela.
Uzak ara yollarla ulaşılan köylerin ölgün duran bostanlarını bekleyen korkulukların avare ıslıkları vardı o köylerde. Ve o yolların kenarlarında yorgun yaşamlarının sessiz ve sonsuz istirahatına yatan meftunların huzurlu dualarının mırıltıları vardı.
Ve karlar içerisinde çalılardan kendilerine birkaç ekmek kırıntısı bulmanın telaşını şakıyarak dillendiren serçelerin sesleri vardı.
Uzak dağ başlarında beyaz örtüsünü bir başlık gibi geçmiş kışın, yükseklerde eser rüzgârlarla mücadelesinin sesi vardı. Ya da o dağların eteklerinde yüzyıllara durulmuş gibi duran göllerin donmuş yüzeyinden kurtulan dalgaların kıyıya vuran sesi vardı. Ve birde bunca sessizliğin içinde birkaç çocuğun karda adım izlerini izleyen masum oyunlarının uslu sesleri vardı.
***
Her beyazın olduğu gibi kışın da içindeydi sessizliği. O ses bizim kulaklarımıza uzaktı, kış uzaktaydı. Beyaz, uzak ve sessiz bir masaldı.

 

Yorum Ekle